HAZAN YAPRAĞI



Hafif bir rüzgârla savrulmayı bekleyen, çilekeş ömrünü tanımlarcasına sararmış, boynu bükük binlerce yapraktan bir tanesiydi.

Yeşillerle bezenmiş benliğinin bir zaman gelip de güneşi bir renge bürünüp hayata elveda diyeceğini hiç düşünmemişti bile. Birbirini kovalayan günlerde semada haşmetle seyir eden güneşi zerrelerinde hissetmiş, fakat her geçen günün hayat takviminden bir yaprak koparttığını hiç akıl edememişti. Üzerinde otuz bir aralık yazan takvimin son yaprağına benzetti kendisini. Her an koparılmayı bekleyen korkuyla.

Şu an pamuk ipliğine bağlı hayat ışığı üflemekle söndürülebilecekken gençliğindeki en sert rüzgârların bile kendisini okşar gibi esmelerini hatırladı. Kendisine güvenle başlardı gençlik güvensizlikle biterdi. İhtiyarlık kara kış derlerdi büyükler. Kış görmeden bahar görmüştü ki belki de ondandı ihtiyarlığı kabul etmemesi. Hayat kitabının sararmış yapraklarının bir bir çevrilmesiyle başladı maziye yolculuk. İşte ilk sayfa:

Önsöz:

Yüzümü derin vadilere dönmüş, sırtımı sarp yamaçlara dayamış beni topraktan söküp atmak isteyen amansız rüzgâra karşı ayakta kalmaya çalışan küçücük bir tohumum şimdi. Düşüncelerimle baş başayım. Bu ıssız şahikada. Şu an belki de karanlıklar hakim olmuş küçük dünyama. Fakat ümidim dünyayı serapa nura kavuşturacak kadar parlak bir gün başımı çıkartacağım bu kara topraktan. Dallarımı uzatacağım sonsuz semaya.

Evet, dallar semayı, yapraklar dalları çoktan kucaklamıştı. İşte o dalları süsleyen nazenin yapraklardan bir tanesi de kendisiydi. Kim bilir ne zamana kadar?

Zihni mazi derelerinde seyir ederken bir arının vızıltısıyla kendine gelebildi. Gelmesiyle kendisini sonsuzluğa bırakan rüzgârı ruhunda hissetti.

Evet, mazi kitabının son yaprağı çevrilmiş, hayat takviminin son yaprağı kopartılmıştı. Yapraklarda iki hecelik yazı mazi kitabını kapatıyordu:

‘SON SÖZ’

muharrir: Haki Hamitoglu

KAN ÖRÜYOR ERGEN KIZLAR


Kan örüyor ergen kızlar
Erkenden iş yapmak vaktidir
Hüzünlerden kan örüyor ergen kızlar
Rüyalarında kan görüyor ergen kızlar
Ölmeksizin yaşamaktan acizler
Sorularında kanı soruyor ergen kızlar
Kendi kanısı yok
Başkalarının hayallerinde kana bulanıyor ergen kızlar
Bu hayata düştüğü ana lanetleniyor
Onu bu hayata getiren ana lanetleniyor
Ölünün üzerine kandan kefen
Yaşayanın üzerine topraktan kefen
Ölmüş anası kurtuluyor
Hala yaşamakta ergen kızlar
Kendilerine hüzünlerden kan örüyorlar
Rüyalarında analarını görüyorlar
Analar değerdir
Analar her şeye değerdir
Analarının başına hüzünden bir ağ örüyor ergen kızlar


muharrir: Rıdvan Temizer


HABIT

Asfalt kokusu bu sıcakları dayanılmaz kılar

Şayet bir derdiniz varsa sıcakla

Bir bulutla dost olabilirsiniz

Yahut henüz kesilmemiş bir ağaçla.


Ne bileyim, bilirsiniz, kuşlar uçar

Papaz affeder, imam namaz kılar

Olağan dışılık olağandır,

Olağanın dışına çıkılmadıkça


Sonra ne bileyim, bilirsiniz

Hep olan oluşlar vardır

İnsan hani hep yaşar, sever, ölür…

Bilirsiniz işte, yaşadığı, ölürken sevdiği kadardır.


Ama ölür insan, bilirsiniz işte

Henüz yaşamayı öğrenememişken ölür

Ölmek bir gidiş olur ve sevmek yoktur bu gidişte

Sadece giderken olmakla yetinir, hür.


Bilirsiniz, ölene sevmek, sevene ölmek ağır gelir

Bir alışkanlık olur yaşamak, terk etmek 28 gün alır

Anneniz loğusa olmadığında artık, alışırsınız yaşamaya

Geriye sevmek, ölecek bir neden ve nefes almak kalır.


Sonra alışmak gelir içinizden bir insana

Ama terk etmeye 28 günün yetmeyeceği

Bilirsiniz, ölmek münferittir, öğrenmek zor gelir alışana

Sevmenin hiçbir zaman bir ölmek etmeyeceği


muharrir: Faruk Saim